Büyülü bir yolculuğa hazır mısın?
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yapOyun Salonu
Sitenin En’leri

Emma Watson

Paylaş | 
 

 Noél.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Henrietta Noél Quarey
V. Sınıf Hufflepuff
V. Sınıf Hufflepuff
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 15
Galleon : 21
Kayıt tarihi : 16/11/10

MesajKonu: Noél.   Salı 16 Kas. - 14:32:11

Yağmur şiddetini arttırmaya başlamışken Marie’nin de aklından koşmak geçiyordu. Aslında o anda tam olarak istediği çırılçıplak soyunup vücuduna değen yağmuru hissederek gidebildiği kadar uzaklaşmak, kaçmaktı. Fakat yakalanmayacağından emin değildi ve rehabilitasyon merkezinde çalışanların onu yine çıplak görmelerini istemiyordu. Gece karanlıktı fakat Marie’yi korkutmuyordu. Marie herkesin sandığı gibi karanlıktan korkmuyordu aslında, o karanlıkta gizlenmiş olan gölgelerden, kulağına fısıldayıp gülüşen insanlardan ve onu çağıran seslerden korkuyordu. İnsanları eline geçirmek isteyen varlıkları kendisinde başka kimsenin duymadığına inanamıyordu. Karanlıklar içinde çok yalnız ve bir o kadar da kalabalık hissediyordu. Kendi dilini konuşan, başkalarının da görebildiği ve kıkırdamadan durabilen hiç arkadaşı yoktu. Dünya üzerinde yalnızdı, yapayalnız. Fakat gördüğü halüsinasyonlardaki yaratıklardan başka arkadaşı yoktu.
Geceyi yararak uzaklaşırken rehabilitasyon merkezinde kıpırtıların başladığını hissedebiliyordu. Herhalde gece hapları için gelen cadaloz bakıcı Shelby yokluğunu fark etmişti. Gölge adam Marie’ye her zamankinden daha geç fark ettiklerini hatırlatınca Marie’nin yüzünde bir gülümseme oluştu. Artık daha hızlı koşmayı ve saklanmayı öğrenmişti. Blever Sokağı’na gitmek için sağdan yürümeyi seçti, biraz harap olmuş bu yol ona nedense tanıdık geliyordu. Pembe boyalı ve etrafı çiçeklerle kaplı samimi evi görünce ayakları onu oraya götürdü. Arka bahçede çiçeklerin arasına oturup ayaklarını karnına bastırdı. Orada sabah olmasını bekleyecekti, uyumak istiyordu ama birileri konuşurken hiç uyuyamazdı. Beyninde yankılanan sesleri susturmaksa imkansızdı. Kendi kendine annesinin daha Marie küçük bir çocukken söylediği çocuk şarkısını mırıldanarak öne arkaya sallanmaya başladı. Sımsıkı kapadığı gözlerinden akanların yağmur mu yoksa gözyaşı mı olduğunu ayırt edemiyordu. Hıçkırıkları arkadaşlarının konuşmasına karışırken onu fark eden yoktu. Evin ışığı yandığında Marie zorla gözlerini araladı, yaşlı bir kadın ve kucağında okşadığı kedinin perdeye vuran gölgesini ilgiyle seyretmeye başladı. Işık kapandığında Marie etrafın sessizleştiğini ve yağmurun dindiğini fark etti. Esen rüzgar ıslak vücudunun titremesine yol açıyordu. Sonbaharın hediyesi olarak sararan yapraklar rüzgarın yardımıyla ahenkle dans ediyorlardı. Aralarından birkaçı kırılmış olan sokak lambaları sokağın etrafını sarı bir buğuyla sarıyordu. Sonbahar esintisi tüm sokağı hüzünle kaplamıştı. Karşıdaki terk edildiği belli olan evin önünde gezinen karnı sırtına yapışmış kara kedi yemek umuduyla Marie’ye doğru yaklaşıyordu. Başını kaldırdığında görülen gecenin karanlığını yaran parlak gözleri Marie’nin içini ürpertti. Kedi yavaşça yaklaşıp Marie’nin bacaklarına ve kollarına sürtünmeye başlamıştı. Miyavlaması insanın içini acıtacak derecedeydi, sanki bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Marie kedinin başını yavaşça okşayınca kedi hızla çitten atlayıp diğer eve geçti. Sokaktan geçen ayak seslerini duyduğundaysa kedinin ne anlattığını anladı, birileri geliyordu. Ayaklarını daha çok kendine çekip sırtını çite dayayabileceği kadar dayadı ve nefesini tutarak konuşulanları dinlemek için kulak kabarttı. Gecenin sesini bölerek konuşan kalın bir kadın sesi duydu. "Onu yine burada bulacağımıza bahse girerim." Marie kendinden bahsedildiğini anlamıştı ama yine kelimesi ona saçma geliyordu. Fakat sonradan sokağın tanıdıklığının nedenini yavaş yavaş kavramaya başladı. Her kaçtığında buraya sığınıyordu, burası doğduğu ve annesinin öldürüldüğü evdi. Gözlerinde biriken gözyaşlarını tutarak en sessiz şekilde dayandığı çitten diğer eve atlamaya çalıştı fakat beklediği kadar sessiz ve yumuşak bir düşüş olmadı. Kafasını kaldırdığında kara kedinin parlak gözlerini gördü önce, kendisini bekliyordu ve artık onun adını biliyordu, o Marie’ye her zaman sadık olan Giel’di. Karanlığı yararak koşmaya başlayan kediyi takip etmeye başladı. Arkasından gelen bakıcıların sesini duyabiliyordu. Kaçmak için var gücüyle koşmaya başladı. Yararak ilerlediği rüzgarı ve yeniden yağmaya başlayan yağmurun yüzüne düşen hafif damlalarını hissedebiliyordu. Gözyaşlarını da ardından sürükleyerek kendini yapımı tamamlanmamış ve hiç tamamlanmayacak olan bir binaya attı. Tuğlalarla örülmüş ve öylece kalmıştı. Geceleri evsizlerin uğrak mekanı olan, çoğu tuğlası kırılıp etrafa saçılmış ve küf kokan bir yapıydı. Girişte uyuyan adamın yanından hızla geçerek yukarıya çıkan merdivene yöneldi. Merdivenlerden çıktıkça nefesinin kesildiğini ve bakıcıların da binaya girdiğini fark edebiliyordu. Yerde yatan adamın çıkan gürültüden dolayı küfürler yağdırdığı belli belirsiz kulağına geliyordu. Koşmaktan nefesi kesilince yeterince ilerlediği tezine vararak önüne gelen dairelerden birine girerek sığınacak bir oda aramaya başladı. Nefes almamaya çalışsa da kendini durduramadan derin ve sık bir şekilde nefes alıyor ve bir yandan da hıçkırarak ağlıyordu. Hıçkırıklar nefesini kesse de ağlamayı bırakamıyordu. Yine yakalanmak istemiyordu, kaçmak istiyordu. Rehabilitasyon merkezine hep dönmekten nefret ediyordu. Ona acıyarak bakan kendisinden beter insanlar, kaçık olduğunu düşündükleri için alaycı davranan bakıcılar ve sürekli ilaçlar veren iyimser doktorlar onu delirtiyordu. Rehabilitasyon merkezinde her konuştuğunda sadece kabaca baş sallanıp geçilmesinden nefret ediyordu. İnsanlar sanki daima saçmalayacak biriymiş gibi bakıyorlardı ona. Her zaman kendilerini büyük gören zavallı bakıcıların kendi sesine doğru geldiklerini fark edince iyice telaşlandı ve gözleriyle etrafı süzmeye başladı. Kaçacak bir delik arıyordu ve gözüne pencere takılması için bırakılmış boşluk çarptı. Bu delice olabilirdi ama boşluktan aşağı bakmaya başladı. Kaçıncı katta olduğunu bilmiyordu ama yüksekte olduğunu başının dönmesinden fark edebiliyordu. Rüzgar kulaklarında uğuldarken bakıcıların daireye girdiğini duydu. Başını dönerken gözlerine karanlık perdeler iniyordu. Bu sırada nefes nefese kalan iki bakıcı ile Marie’nin gözleri buluştu. Bakıcılar hayır diye bağırırken Marie geriye çekilerek kendisini boşluktan aşağı bıraktı. Kendi bedeninin yere çarparken çıkardığı gürültüyü duyduktan sonra aniden kararan gözleri onu bilinçsizliğe sürükledi.
Gözlerini kırpıştırarak açtığında beyaz kıyafetler giyse de cennette değildi. Havaya çöken tanıdık ağır ilaç kokusu ve sterilize edilmiş izlenimi veren hava ona hastanede olduğunu anlatabiliyordu. Yanındaki hemşire uyandığını gördüğünde surat ifadesini değiştirerek sırıtmaya başladı, galiba gülümsemeye çalışıyordu fakat yaşı buna müsaade etmiyordu. Marie çalışmak için fazla yaşlı biri olduğunu düşündü. Ama maalesef hastanelerdeki hiçbir hemşire parmakları dudaklarında sessiz olunmasını işaret ederek poz veren hemşire resimlerindeki kadar genç ve güzel değildi. Aralanan dudakları bir şey söylemeye hazırlanıyor gibiydi.
"Çok şanslıymışsın, sadece birkaç kırıkla atlattın şekerim." Marie’nin bu tarz lafları duymaya ihtiyacı yoktu, kurtulmak istemiyordu ki. "Pencereden atlayan biri şanslı olmayı pek istemiyordur sanırsam. Eğer iyiliğimi istiyorsan fazla dozda hap ya da zehir filan verebilirsin belki." Hemşirenin korku dolu bakışı hoşuna gitmişti aslında ama içeri giren doktorunu görünce karnı kasılmaya başladı. Bir de intihar teşebbüsü yüzünden tedavi göreceğinden emindi. Doktor sıkıcı konuşmasına başlamışken Marie kendini açık pencereden görünen çocuk parkına odaklamıştı. Parkta sadece bir anne ve çocuk vardı. Paslanmış salıncakta annesinin salladığı çocuk fazlasıyla mutlu görünüyordu. Gıcırtı sesi Marie’ye kadar ulaşamasa de o bunu canlandırabiliyordu. Sokakta yürüyen çelimsiz kara kedi gülümsemesine yol açarken ilk defa bu kadar yalnız ve sessiz hissediyordu. Annesi gittikten sonra ilk defa duymak zorunda olduğu sesler yoktu. Gözlerinden akmaya başlayan ince gözyaşları beyaz hasta kıyafetine damlayarak kıyafette koyu daireler oluşturuyordu ve kıyafet onları içine çektikçe büyüyorlardı. Çocuk ve annesi gözden kaybolurken Marie de rüyasından uyandı ve doktorun gitmiş olduğunu fark etti. Yatağında yattığı uzun zaman boyunca hiç annesini bu kadar özlediğini hatırlamıyordu. Kendisini çağıran ince sesini çok uzaklardan duyabiliyordu. Annesinin kokusunu onca zaman sonra tekrar burnunda hissederken gözleri yavaşça kapandı ve uykusuna yenik düştü.
Yemek vaktinin geldiğini uyaran sevimsiz bakıcı onu yemekleriyle baş başa bırakarak çekip gitti. Çatalı ile salatasıyla oynarken kendisini bu dünyaya ait hissetmiyordu, dayanacak bir dayanağı ve sevdiği birisi yoktu. Annesini öldüren kaçığa asla baba diyemezdi, zaten hapisten çıkacağını hiç sanmıyordu da. Esasında annesi Marie’nin o pencereden atlamasını istemezdi ve rehabilitasyon merkezine gidip düzelmesini, insanlığa yarar sağlayan biri olmasını isterdi. Ama annesinin özlemi ve yalnızlık hissi Marie’yi gün geçtikçe öldürüyordu. Annesine kavuşmak için onu dinlemeyi tercih ediyordu. Pencereden giren rüzgar hafif hafif Marie’nin yüzünü okşar ve saçlarını dalgalandırırken Marie’nin gözlerindeki parıltılar yanaklarından boynuna doğru kayıyordu. Gözleri küçük tepsinin üzerinde duran metal çatala odaklanmıştı. Pırıl pırıl ve temizdi, uçları sivriydi ve henüz yeni olduğu belliydi. Metal çatalı eline alıp onu teninde gezdirmeye başladı. Son olarak kalbinin üstüne geldiğinde yavaşça durdu. Kalbinin istemsiz atan sesini duyabiliyordu. Sessiz odanın içinde ilk defa ışığı görebiliyordu. Annesine hiç bu kadar yakın olduğunu hissetmemişti. Uzun zamandır ilk defa mutluluk ve huzur dolu bir şekilde gülümsedi. Gözlerini tam karşısındaki ışığa dikerek çatalı iki eliyle kavradı ve kendinden yavaşça uzaklaştırdı. Hızla kalbinin olduğunu düşündüğü yere çatalı saplayınca önce hiçbir şey hissetmedi. Daha sonra gözünü yaraya doğru kaydırınca beyaz kıyafetine doğru hücum eden kıpkırmızı kanını fark etti. Acı hissedemiyordu, bedeni uyuşmuştu ve mutluydu. Gözü yavaş yavaş kapanırken kendini yatağa saldı ve ruhunu hemen orada mutlu bir şekilde teslim etti. Yemeği geri almak için gelen bakıcının çığlığı kanla kaplanmış yataktan beyaz parkeye damlayan kanları gördüğünde neredeyse tüm binaya yayıldı ve çıplak kalmış ağaçta tüneyen kuşların kaçışmalarına neden oldu. Annesinin kolunu heyecanla dürten az önce parktan üzgün ayrılan minik çocuk ağzı kulaklarında annesine kekeleyerek önlerindeki kara kediyi gösterdi.
"Anne biliyor musun, karşı kaldırımdaki şu kedi sanki az önce gülümsedi."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Anakin James Laerod
Sihirle Uğraşan Bilim Adamları
Sihirle Uğraşan Bilim Adamları
avatar

Mesaj Sayısı : 5
Galleon : 8
Kayıt tarihi : 16/11/10

MesajKonu: Geri: Noél.   Salı 16 Kas. - 14:49:16

Betimleme: 20
Anlatım: 20
Görünüm(renklendirme,boyut vs.): 16
Yazım Kuralları: 18
Konu: 18

= 94 + 1(kanaat) Toplam = 95
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Noél.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
HogwartsManiac'a Hoşgeldiniz! :: Başlamadan Önce :: Role Play Game Tırmanış :: RP Puanlama-
Buraya geçin: